CASSANDRA'NIN GERİYE BAKIŞI -BÖLÜM 2
BÖLÜM 2
Evimin yan tarafındaki ağaçların
arasında bir ses duyar gibi oldum. Arkaya bakacak cesareti kendimde
bulamıyordum. Elimdeki ayakkabıları evin yan tarafındaki küçük çam ağacının dibine fırlattım. Merdivenin son basamağında alelacele bir hışımla çantamı açtım. Akşamdan
bu yana olanlar yüzünden anahtarlarımı düşürmüş olmamayı diledim. Korku ve
heyecanın vermiş olduğu panikle ellerim titriyor, sanki bir şeyler anahtarları
bulmamı engelliyordu. Panik atağımın başlamaması için dua ediyordum.
Ayaklarımdan akan
çamur, merdiveninin fayansına yayılıyor, sanki biraz daha hızlı olmazsam, kuruyarak beni oraya sabitleyecekmiş gibi yoğunlaşıyordu. Ellerimi koltuk altıma
sürerek, boşalan kanlı terleri, bir anlığına olsa da kendimden uzaklaştırdım.
Forks'a nasılda bir anda karanlık
çöktü? çöken karanlık görüş açımı daraltıyordu. Anahtarı ararken çantam nasıl olduysa ters çevrilip, yere
döküldü ve içindeki her şey yere saçıldı. Kalem parfümüm kırıldı. O da ne
ormanda az öncekinden daha kuvvetli bir hışırtı daha duydum. İki gün önce kapı
önündeki ışığım arızalandı ve yaptırmadığım için pişmanlık duyuyordum.
Yere çöktüm, düşen
eşyaların arasında el yordamı ile anahtarları aramaya koyuldum. Emekleyerek, yerdeki eşyaları karıştırıyordum. Karıştırırken kırılan parfüm
camı, sağ elimin işaret parmağımın ucuna girdi. Sanki tüm canım oradaydı. Öyle yoğun bir acı hissettirdi ki bir anda elimi yukarı kaldırıp, cam
parçasını çekip çekmemek arasında gidip geldim. Bekledim, karanlığın verdiği
cesaretle bir anda çekersem, ancak parçadan kurtulabileceğimi ve şuan bununla ilgilenecek vaktimin olmadığını, anahtarı bulmam gerektiğini düşünüp çekiverdim. Kanayan elime
aldırmadan aramaya koyuldum.
Merdivenin birinci basamağında anahtar yoktu. İkinci
basamağını aramaya başladım. İkinci basamağın sol tarafının köşesinde, elim anahtarlara değdi. Çıkan anahtar şıngırtısına ormandan bana doğru gelen ses eşlik
etti. Hızlı bir manevrayla kapıya doğru yaklaştım. Tek tek deneyemeyecek kadar
titriyordum. Yüzüme gelen saçlarımı, kulak arkama geçirdim. Soluk alıp
verişlerim değişti. Adeta kalbim beynimin içinde atıyordu. Geriye dönüp bakmak ve
bakmamak arasında gidip geldim. Doğru anahtarı şans eseri buldum. Kapıyı açmak için hızlıca anahtarı iki tur döndürdüm. Ardıma bakarak içeri girip, kapıyı kapatmayı düşündüm.
Kalp atışlarım düşünmemi engelliyordu. Bir
tehlikenin olup olmadığını merak ediyordum. Ağaçlar arasındaki duyduğumu hissettiğim sesin, uzaklaşmış olmasını diledim. Sakinleşmek
istedikçe daha çok panikliyordum. Panikledikçe kalbim daha çok çarpıyordu. Az
önce bana doğru yaklaşan ses nasıl oluyor da şimdi ortalıktan kayboldu.
Gözlerimin karanlıkta
daha iyi görmesi gerekirken, neden daha az görüyordu. Sanırım, artık yorgunluğumu her hücreme kadar hissediyordum. Çöken gece karanlığı gibi, yorgunlukta
omuzlarımdan aşağı iniyordu. Ağaçların arasında bir hamle, bir ses, bir ışık
görmeyi bekledim. Şimdi, kapıyı açmaya çalışırken ki telaşımın yerini sakinlik aldı. Etrafı dinliyordum. Korktuğum şey, her neyse yüzleşip onu evin dışında bırakacaktım.
Tüm gece, o sesin evin
etrafında geziyor oluşunun düşüncesi, aklımı yitirmeme neden olurdu.Takıntılı
olduğumu ergenlik dönemlerimin yoğunlaştığı zamanlarda, annem söylerdi. Bazen de bana bu yüzden kızardı. O dönemlerde ağır bir ruh halini taşımasam da, takıntılı biri olduğumun farkındaydım. Annem çok sakin bir kadındı. Babam da bir o kadar panik atak ve heyecan doluydu. Annemin yabancı oluşu ve aldığı kültür bunu sağlamıştı. Bizi de kendisi gibi yetiştirmeye çalıştı. Ceren, anneme bu konuda daha çok benziyor, ben ise babamı anımsatıyordum. Bunu
düşünürken, bir çıtırtı duydum. Ses çok uzakta değildi. Görüşümü netleştirmek için
gözlerimi biraz kısıp, başımı da öne doğru uzattım. Bir elimi, belime dayayıp dengemi sağlıyordum.
Sesin geldiği yöndeki ağaç topluluğunun
içinden bir gölgenin geçtiğini gördüm. Artık gözüm ile gölgeyi takip ediyor, Tanrım
aklıma mukayyet ol diye içimden geçiriyordum. Kalbim yine hızlı hızlı çarpmaya
başladı. Stresten kulaklarım tıkanır gibi oldu. Bu beni daha da gergin hale getirdi. Gölge iyice yaklaşmış gibiydi. Ne vardı orada? Hala bir şeylerin hareket halinde oluşunu görebiliyordum. Nefesimi tutarak bir ses duyabilmeyi her neyse artık tüm çıplaklığı ile görmek istedim. Sesi duymak için sabırsızlık içinde bekliyordum. Yaklaşarak karşıma doğru geldi. Gördüğüm şey karşısındaki şaşkınlığım gizlenemeyecek kadar ortadaydı. Olamaz dedim. Bu
boz renkli iri bir kediydi. Şimdi ağlasam mı, gülsem mi? Derin bir nefes
alıp kapıya döndüm.
Yağlanması gerektiğini hatırlayıp, sanki içeride bebek uyur gibi kapıyı açtım. Yağlanmadığının
belirtisini gösteren sesin çıkmasına engel olamadım. Karanlıkta etrafa bakıyor, hiçbir şey göremiyordum. Beklenmedik bir
durum ile karşılaşmaktan korkuyordum.
Kösele sarısı renkteki
duvarlarımı görebilmeyi istiyordum fakat çok karanlıktı. Yavaş yavaş duvara sırtımı dayayarak ilerliyor, az sonra gereksiz korkularım varmış diyebilmeyi
umuyordum. İlerlerken, her şeyin yerini ezbere bildiğim için, hiçbir şeyi
devirmedim. Nihayet televizyon ünitesine kadar gelebildim. Elim ile duvarı gezerek
ışığı buldum. Işık açıldığında gördüğüm şey karşısında şaşkına döndüm. Kalp atışlarım yine artmaya başladı.
Tüm gece
kaçtığım, yaraladığım Artur, şöminenin yanındaki kitaplığın önünde duran, mor rengi berjer'den bana bakıyordu. Nefes alıp
verme sırasını bile karıştırdım. Korku ile ışığın yanında kalakaldım. Artur
gülümseyerek söze başladı. Yüzündeki iğrenç gülümsemenin nedeni elde ettiği zafer sonundaki bir gülümse gibiydi. Gülümsemeyle birlikte, yüzünde sıra sıra beliren
çizgilerin netliğini gördüm, sakallarının kesik olmasından mı acaba diye
düşündüm. Susuyordum. Artur'un ilk sözü;senin gibi zeki bir kadının, evden daha
başka bir yere gitmesini umardım oldu.
BÖLÜM 2
SONU -CEYDA GÜNAY

Yorumlar
Yorum Gönder