Bumerang - Yazarkafe

CASSANDRA'NIN GERİYE BAKIŞI -BÖLÜM 1

  
ÖNSÖZ

    Bazı hikayeler, okunulan eserlerden izler taşır. İlk hikayemin tamamen bana ait bir şey olmasını istedim. Farkında olmadan etkileneceğim yazarları bile, kısa süreliğine rafa kaldırdım. Gerçek hayattan hiçbir iz taşımamasına rağmen, gerçekle paralel bir çizgide ilerletmeye çalıştığım bu hikayemi yazmamda, ilham kaynağı olan, gerekli desteği gösteren nişanlıma teşekkür ediyorum. Yazıyor oluşum benden çok onu heyecanlandırıyor ve o heyecanlandıkça ben yazmak istiyorum. İlham kaynağınızın en az sizin kadar güçlü ve istekli olması dileğiyle . Yazıyor olduğum hikayem, bir ön çalışma olup ara ara düzenlemeye gidilmektedir. Bilginize.



BÖLÜM 1

   Hırçın gölgeleri dinleyerek ilerliyordum, ıslak ve ahşabın da tiner kokan evlerin yanından geçerken. Bütün gün var olan karmaşıklığı zihnimde canlandırmanın tedirginliği içerisinde, ağır aksak yürüyordum. Havayı kokladım, koku alıp alamadığımı merak ediyordum. Başımda tuhaf bir acı hissettim. Acı, düştüğümde aldığım darbeden kaynaklanıyordu. Elimi enseme götürüp, kurumuş kan lekesine dokundum ve ürperdim. Tüm gün üzerime yapışmasından dolayı yukarı toplanıp, beni huzursuz eden elbisemin eteğine baktım. Bir yandan eteğimi aşağılara çekiyor, bir yandan da çokta umursamaz bir tavırla, yürümeye devam ediyordum. Eteğimi, bacağımı, düşünecek bir ruh hali içerisinde değildim. Yorgundum, bu yorgunluk tıpkı, giydiğim topuklu ayakkabının içerisine, ağrıların akıyor oluşunu hissettiren bir yorgunluktu.

        Geriye  bakmak istemiyordum. Ardımda büyüyen bir gölge sanki ağır ağır beni takip ediyordu. Yavaşlayıp bir anlığına yanılıyorsun Cassandra, ne gölgesi demeyi istedim. Bunları düşünürken iki metre uzunluğundaki gölge bacakları açık şekilde sanki aradaki mesafeyi kapatmak için çokta uğraşmama gerek yok der gibi ağır aksak geliyor gibiydi. Bu korku tıpkı çocukken bahçemizdeki tuvalete yalnız gittiğimde hissettiğim korkudandı. 5 yaşındayken bile tuvalete, kız kardeşim Ceren ile giderdim. Ceren, benim bu halimin ne zamana kadar devam edeceğini sorardı. Üniversiteden sonra yalnız yaşamaya karar verdiğimi söylediğimde eski günleri hatırlatır, tuvalete gitmek için beni mi çağıracaksın Cassandra der, benle alay edip eğlenirdi. Şimdi yine bahçemizdeki günler aklıma geldi ve ardımda bir gölge ile yürüyor gibiydim. Geriye bakarsam biriyle karşılaşmaktan korkuyordum. Hiç olmadığı kadar hızlı yürümeye başladım. Köşe başında ışığı görünen evin penceresine kadar gelebilirsem, rahat bir nefes alabilirdim. Ardımda biri varsa bile evdekiler bana yardım edebilirdi. Az kaldı, ev uzaktan görünüyordu. İlerlerken topuklu ayakkabımın sol tekinin topuğu, sert zemindeki döşeme taşlarının arasında kaldı. Dengemi kaybetmek üzereydim ama durup ayakkabıyla ilgilenecek vaktim  de yoktu.Sonra düşündüm. Ayakkabımın topuğunu ardımda iz bırakmamak için almam gerekiyordu. Onu sıkışan taşlar arasından çıkarmaya çalıştım. Yağmurun etkisiyle taşlar arasındaki kurumuş çamur gevşeyip işimi kolaylaştırdı.

       Akşamın ilk saatlerinde saçlarımın arasında yüzüm kayboluyordu. İlerleyen saatlerde rüzgar ve yağmurla saçlarımın düşmüş ve ağırlaşıyor oluşunu yeni fark ettim. Ayaklarım acıyor, eteğim yukarı çekiliyordu ama duracak ve ayaklarım ile  ilgilenecek vaktim yoktu. Bir anlığına da olsa olanları düşündüm. Düşününce midemde bir acı, bir kramp hissettim. Elim karnımda, midemde başlayan bulantıyla ilerlemeye başladım. Yağmur yoğunlaştı, parlak ten çorabımın içine dolan ıslaklığı gövdeme kadar hissettim. Yaşadığım derin ürpertiyi küçükken, Ceren ile evin önündeki suda oynadığımız ürpertiyle  karşılaştırdım, ne kadar farklı olduklarını düşündüm.
     Beynimi tamamen boşaltmak, hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Köşe başına yaklaştım, O an boynumda bir nefes hisseder gibi oldum. Kollarımı, elimi  ve yüzümü yıkamak ister gibi, ellerim ile kollarımı bastıra bastıra sildim. Köşe başına yaklaşmak üzereydim. Az ileride Magenta moru renkli çatısı bulunan evin, ışığı önünde derin bir nefes almayı umuyordum. Adımlar kaldı. Yaklaştım, beni bekliyorlarmış gibi geçerken ışığı söndürdüler. O an Forks'un alacakaranlığı da o ışığa bağlıymış gibi söndü. İçimden atmak üzere olduğum korku, yine avuçları içine aldı beni ve bir anlığına sıkarak nefessiz bıraktı.
  Eve yaklaştım. Yorgunluk, tıpkı üniversiteden tatillere geldiğim zamanlarda babamın bahçede demlediği Türk çayları gibi sırtıma çöküyordu. Babamın Türk oluşu ve yaşadığı kültürü devam ettirmek istediği azmi bana da yansımış olmalı ki hem inatçı hem de azimli biriydim. Evin yan tarafındaki  duvara sırtımı yaslayarak  ayaklarıma doğru baktım. Ensem acıyor, karnıma kramplar giriyordu. Yukarı toplanmış eteğime ve ıslaklığını gövdemde hissettiğim çoraplarıma baktım. Sonra geldiğim yöne bakmak için kafamı sağa çevirip bir gölgenin var olup olmadığını kontrol ederek toparlandım. Hiçbir iz bırakmamak için elimde topuk ve ayakkabılar ile yürümeye başladım. Başka hiçbir ışığın yanmadığı  Forks, bugün daha karanlıktı.Gökyüzünde ne bir ay ne de bir yıldız vardı. Sokak lambaları da aydınlatamayacak kadar cansızdı. Buraya gelişimi düşündüm, iki yıl önce taşınırken babam ile bu sokaktan nasıl geçmiştik..   
Seattle'dan  sonra, bu kasabada ne işim vardı, Üniversitedeyken  Amanda ve diğer ev arkadaşım Samantha ile buraya gelirdik. Forks  bana Seattle'dan sonra çok farklı gelirdi. Hiç açılmayan nemli, sisli ve kasvetli havası beni çok yorardı. Bu sefer Forks'a  yaşamak için gönderilmiştim. Burada sürekli yaşayamazdım. Seattle'daki derginin yine Seattle'dan idare edilebileceğini, Forks'a bunun için gelinmesinin anlamsız olduğunu düşünüyordum.
     Telefonum çalınca yanımda oluşuna sevindim, kim olduğuna baktım, ekranda yazan isim Amanda'ydı. Amanda'dan aldığım son habere göre Olympia'ya taşınmıştı.  Ekranı kapatarak telefonu elimde sıkıyordum. Açmayı istemedim çünkü, Amanda'nın eski erkek arkadaşım ile lüzumsuz görüntüleri beynime kazınır halde duruyordu. Washington Üniversitesinde okuduğumuz dönemlerde Amanda ve Samantha en iyi anlaştığım arkadaşlarımdı ama Amanda daha faklıydı. Düşünüyorum da Nasılda birbirimize benzeyen iki kişiydik. Bizi birbirine yakınlaştıran bilgisayar bilimleri konusundaki aşırı istek ve başarılarımızdı. Dersler konusunda olan ilgimiz,  aramıza samimiyet tohumları ekiyordu. Ne kadar kızgın olsam da ruh halim açmamı söylüyordu.  Efendim, Sesim mi titriyordu? Telefon ile konuşacak ruh hali içerisinde değildim ama bana yardım edebilirdi. Telefonu sıkarken avucuma verdiği acının yerini, uyuşmaya bırakana kadar sıkmış olmalıyım ki artık telefon avucumun içinde hissetmiyordum. İyi değilim Amanda,birini yaraladım ve takip ediliyor olabilirim. Bunları konuşacak halde değilim, dur sakin ol bir sorun yok, şimdilik iyiyim. Peki sana adresimi gönderiyorum. Bir elimde ayakkabı ve topuğum, bir elimde telefon, koltuk altıma sıkıştırdığım çantam ile ilerliyordum.Yağan yağmurda, yerlere basmanın artık sıradan geldiğini düşündüm. Buradan evime, ne kadar uzaklıktaydım? hesaplamaya çalışıyordum. Büyüyen gölge yollara yansıyıp yolları uzatıyordu. Hızlanıyor, adeta çarpan kalbimle yarışıyordum.
    Köşeyi dönmeden önce evime farklı bir yönden gitmek için, ikinci köşeyi kullandım. Evim Spartan caddesi üzerindeydi. İki sokak öteden girdim. Farklı ara sokaklardan geçerek evimi uzaktan görür gibi oldum. Şimdi, daha çok etrafıma bakıyor ve adımlarımı yavaşlatıyordum. İyice yaklaştım. Bir süre evime baktım. Bir sesin olup olmadığını, yan taraftaki ağaç topluluğuna dönüp, nefesimi tutarak dinledim. Uzun bir sessizlik sonunda evime doğru yönelip, ağaç topluluğunun yanından geçtim. Bahçemdeki çimenlere bastıkça ayak bileğime kadar çamurlu sular yükseliyordu. Çimenleri geçtim. Merdiven adımlarını teker teker çıktım. Titan beyazı kapımın koluna yapıştım.
                                                    bölüm 1 sonu -CEYDA GÜNAY



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜÇÜK HİKAYELER -1 KURBAĞALAR VE BAŞARI

CASSANDRA'NIN GERİYE BAKIŞI - BÖLÜM 4