Bumerang - Yazarkafe

CASSANDRA'NIN GERİYE BAKIŞI - BÖLÜM 4

Düşmemek için dayandığım televizyon ünitesine bir elim ile tutunuyor, bir yandan da Artur'un ne yapacağını bilemediğim için tetikte duruyordum. Bir yanı siyah, bir yanı beyaz olan üzerime yapışmış elbisemin, akşamın ilk saatlerindeki kadar sıkmadığını hissettim. Artur, kana susamış kuzgunlar gibi acımasız ve nefret dolu mu bakıyordu? Konuşmadan duygularını anlamak çok zordu. Duygularını gizlemeyi çok iyi becerirdi. Defter nerede  Cassandra?  Cassandra'yı bastırarak söylemiş, bu söylem ise ensemden eliyle yüzümü yere  bastırırken ki boğazımı sıkması gibiydi. Boğazımda bir ipin her geçen saniye beni sıkıyor gibi oluşu, nefes almamı zorlaştırıyordu. Defteri çekmeceden almak yerine bir yere not mu etseydim. Neden her şeyi sonradan  düşünüyordum. Ölen kızların ailelerini arayıp aramamak konusunda son derece kararsızdım. Benim bir farkım olmayacak mıydı? Kaçmasam beni öldürebilir miydi? Şimdi içimde büyüyen soru yumaklarıyla dolanıyordum. Her ne kadar yaptıkları kabullenemez boyutta olsa da bu adam, şehvetin kollarına beni dolandırmış biriydi. Yoksa içimde  ona karşı bir sevginin tohumları ekilmeye hazır mı bekliyordu? Duygularımın  beni bu kadar yoruyor oluşuna daha önce tanık olmamıştım. Hiç olmama ve Artur'suz olmayı düşündüm,  karşılaştırıyor onsuz, olmak hiç olmamak gibi diyordum. Bir katili mi seviyordum. Sevgiydi bu. İçimde katlanılmaz derecede büyüyen ve dokunuşları ile damla damla biriken bir sevgi. Kısalan gecelerde geniş omuzları arasında nefessiz kalmalarımın sonsuz olmasını istemek gibi bir şey. Dokunuşları ile hayat bulan bir gövdem gibi. Nefesi ile beslemesi gibi. İçine al ve orada yaşat beni der gibi seviyordum. Nefretimden her fırsatta bahsettiğim ve akşamın ilk  saatlerinde bunu  derinlemesine hissettiğim duygularım, yerini  bitmek sönmek bilmeyen korlu şehvetlere mi bırakıyordu? Karşı konulmaz bakışları altında eziliyor, belki de beni yok et, bitir diye yalvarıyordum. Şimdi duygularım alacası bol ışıltılı lambalar gibi karmakarışıktı. Yaklaşsa ve saçlarımdan geriye doğru çekip boynumun altına  nefesi bol bir öpücük bırakırken orada kalsa, ılık nefesi sanki ensemde değilde tüm vücudumdaymış gibi hissederdim...O zamanda Artur senden nefret ediyorum, seni öldürmek istiyorum, sen adi bir katilsin diye haykırabilecek miydim? Tüm gece kaçtığım adam karşımdaydı işte. Korkularım, tedirginliklerim, kaçışlarım şimdi bana puantiyeli bir mint yeşili paketten çıkar gibi gülümsüyordu. Yorgundum. Tıpkı onun öpüşleriyle dinlendirdiği gecelerdeki kadar diri bir yorgunluktu bu. Defteri benden neden aldın? Duraksadım, tüm hislerimin geçiş durağında sakince bekliyordum. O kızların ailesine ulaşıp seni tutuklatmak istiyordum.  Ne oldu, neden yapmadın ? Bu senin için basit bir son olmaz mıydı? Aman Allah'ım az önce şehvet ile  titrerken bir anda neler de söylüyordum? Sanki uzaktan kendimi seyrediyor, nefret ve sevgi dolu Cassandra'nın duygu değişikliklerini takip edemiyordum. Evimi nasıl buldun?  Emin ol New york'ta bulmaktan daha kolay oldu. Forks, çok küçük bir yer. 3 gün önce taşındım. Evim arka sokağında, Spartan caddesi üzerinde. Güney tarafının balkonu evini tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Bu arada fuşya rengi saten sabahlığının üzerinde kayıyor oluşunu görmek, hala ne kadar diri ve sıkı olduğunu gösteriyor. Tanrım yine kalbim beni zorlayarak, göğüs kafeslerimi parçalayacak gibi delicesine çarpmaya başladı. Nasıl oluyor da beceriyordu. Sesimi kontrol ettiğimi düşünerek derin bir nefes alıp demek evimi de gözetliyorsun? Öyle bir düşüncem olmadı. Göz kapaklarımın içinde yaşayan bir bedenin var. Tüm kadınlara giydiriyorum seni. Gözetlemedim. Evini gösteren bir balkonda kahve içmek  bana fazla detay veriyor, sadece o kadar. Derginin karşısındaki Starbucks'ta  kahve içmek ise alışkanlığın olmuş olmalı ki her gün  aynı saatte kahveni içip eve geçiyordun. Akşam yemeklerini cadde sonundaki restaurantta  yiyor oluşun bu akşam karşılaşmamıza zemin hazırlayan bir diğer etkendi. Bensiz mutfağa girmezdin evde olmadığım zamanlar dışarıdan söylerdin demek ki hala mutfağa girecek birini bulamamışsın derken ki alaylı gülümsemesini anlamak zordu. mutlu mu etmişti yoksa beni ezip geçmiş miydi? Söyler misin beni orada öylece kan içinde bırakacak mıydın? akşam onu ilk gördüğüm anla kıyasladım şimdiki halini. yemek yerken etrafımdaki hiçbir şeyle ilgilenmezdim ve genellikle de çok çok acıkmadan yemek yemezdim. Hayattaki en büyük mutluluklardan biriydi benim için. Yemek yemek için utanıp birileri olsun da yemek yiyeyim diyenlerden olmadım. Keşfettiğim restaurant neredeyse damak tadımın aynasıydı. Bu akşam garson sizin için bonfilem var Cassandra hanım önceki akşam taze olmadığı için sunmak istemedim. Neyi sevdiğime artık garsonlarda alışmıştı. Yemeğimin gelmesini beklerken çantamdan küçük aynamı çıkarıp yüzümde bir anormalliğin olup olmadığına baktım. oyalanmaktı maksadım, dipten gelen beyazlarımı görüp lanet okurcasına çantanın dibine attım aynayı. Yüzüm gerilmiş olacak ki Garsonun iyi misiniz sorusuyla irkildim. Bir türlü alışamıyordum. Erken yaşta beyazlayan saçlarıma. İyiyim diyerek elimi enseme götürüp biraz fazla mı sıcak dedim. Nemin etkisiden olsa gerek klimalar 18 derecede çalışıyor. Buyurun, afiyet olsun. Bonfilemin suları etimi olduğundan daha taze gösteriyordu. Bıçak ile kestiğim parçaya etimin suları yayılmış ve sulandırmıştı. Ağzımda dağılışını takip edemiyordum. Lezzetin tarifi mümkün değildi. Yüzüme bir gevşeme gelmiş olmalı ki tattan gözlerim bile kısılıyordu. bonfilemin son parçasını  ağzıma götürürken, Artur karşı masadan bana bakıyordu. Ne zamandır oradaydı? çatalı ağzıma götürmek yerine bambu tahtasına, elma dilim patateslerin üzerine bıraktım. Kalkmaya hazırlanırken elindeki Rose şarabıyla masama geldi. Kalkıyor muydun yoksa. Aman tanrım ne kadar da gitmeye meyilli bir kadın derken ki alayı kulakları tırmalıyordu. Hafif içkilerden hoşlanırdı. Keyifli olduğu zamanlarda ki tercihiydi Rose şarapları. Demek buradasın Cassandra ? sorusu havada asılı su keseciği gibi sarkıyordu. Konuşma tarzı cevabını bildiği soruları sormaktan oluşur bende çoğu zaman cevapsız bırakırdım. Susuyordum. Elim çantada ayaklandım. Her şeyi bildiğine göre benim kim olduğumu da biliyorsun. Sana ne olacağını ya peki. Ufkum tutulmuş bir halde kala kaldım. Oradan uzaklaşmam gerekiyordu. Topuklu ayakkabım yürüyüşümü kısıtlıyordu. Ardıma baktım ceketini alıp masadan uzaklaştı. Ardımdan geliyordu. Geriye bakarken kapıdaki koruma ile  göz göze geldik. Buradan hep bir sükunet ile çıkardım. Bir aksilik olduğunu anlamış olmalı ki elinin birbirine geçen parmaklarını ayırdı. Dövmeli ensesini silercesine geldiğim yöne baktı. Artur Koridorun sonundaki ilk masanın yanından geçiyordu.  Hızlıca kapıdan çıktım. Serin bir rüzgar içimi doldurdu. İçerideki heyecandan dolayı terlemiş olduğumu rüzgar ile hissettim. soğuyan hava yükseliyordu. Nem kapladı gökyüzünü. Yağmur çiseliyordu. Nemin ıslaklığı boğuyor, yağmur taneleri üşütüyordu. Çantam yere düştü. Topuklu ayakkabılarımı yürüdüğüm çakıl zemini zorluyordu. Eğildim, çantamı alırken kolumdan bir el  kavrayarak beni yukarı çekti. Elleriyle kolumu sıkıca kavrıyordu. Bu Artur'du. Benimle geleceksin yürü diye nefesiyle konuşuyor, ses tonu dehşet saçıyordu. Beni nereye götürecekti, yoksa öldürecek miydi?  tartaklarken ayağım çakıl taşları üzerinde kayıyordum. Sürüklüyordu. Hem itiyor hem çekiyordu. Direnmelerim amaçsız kalıyor adeta tek eliyle beni kavrıyordu. Kolumdan çekip köşedeki beyaz arabasına doğru çekerken ayaklarımı kullanamıyordum  adeta yerde sürükleyerek götürüyordu. Çantamı vuruyor, elleri arasında debeleniyordum. Sinirlenmiş olmalı ki beni şiddetle savurdu. Sürüklerken ki savuruşu yere sırt üstü düşmeme neden oldu. Başım taşa mı gelmişti. Tuhaf bir acı hissettim. Yerde dirseklerimden güç alarak kalkmaya çalışırken koruma geldi ve Artur'a vurmaya başladı. Sürünerek oradan uzaklaşmaya başladım. Uzun bir sürünüşten sonra koruma  hala vuruyor, Artur'un da karşılık veriyor oluşunu gördüm. Yağmur başlıyordu. Tek isteğim buradan uzaklaşmaktı. Dişim de kalan  bonfile parçası da beni rahatsız ediyor, sıkıştırdığı diş etlerimin dibine basınç uyguluyordu. Geceden beri var olan basıncın hala orada oluşunu  dilimi değdirince hissettim. Artur iyi görünüyordu. Beni orada öylece bırakacak mıydın Cassandra diyordu. Geceden bu yana kaç kez bunu demişti, hatırlamıyordum Aralıklı kapı biraz ittirildi. Eve gelen kimse bir anormallik olduğunu hissetmiş olmalı ki hiç ses çıkarmadan sanki içeriyi dinleyerek, gıcırdayan kapıdan yavaşça başını uzattı.
                                              4. BÖLÜM SONU  CEYDA GÜNAY
                                                                      

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜÇÜK HİKAYELER -1 KURBAĞALAR VE BAŞARI

CASSANDRA'NIN GERİYE BAKIŞI -BÖLÜM 1