Bumerang - Yazarkafe

CASSANDRA'NIN GERİYE BAKIŞI BÖLÜM -3

BÖLÜM 3

Artur'un sözüyle afalladım, eve neden geldiğimi şimdi bende sorguluyordum. Evime bu ilk gelişiydi. Burayı nereden biliyordu? Gece boyu izimi kaybettirmek için uğraştım. Yaralıydı, benden önce nasıl gelebilmişti? Beynimin içinde atan bir kalple, ne kadar sağlıklı düşünebilirdim. Soğuk soğuk terlemeye başladım. Saatlerdir sigara içmiyordum. Vücudumun nikotin ihtiyacına karşı koymuş olmanın baş ağrısını, yoğun bir şekilde yaşıyordum. Kapıya baktım kaçıp kaçamayacağımı düşündüm. Bu imkansızdı. Beni, adım atmadan yakalardı. Çoraplarımdan yayılan çamur bahçemdeki çimenlerin arasından geçerken silinmiş olmalı ki, şimdi yere bulanık, boz renkli sular, yağlı bir görüntü bırakarak birikiyordu. Ayaklarımın sızısını, beklerken daha yoğun hissediyordum. Gecenin nasıl sonlanacağını merak ederken, söze başladı. Forks'u tanımıyor oluşum mu sana bunu düşündürdü, cevap versene? Tüm kelimeleri içimden tekrarlıyordum, tanımıyor oluşum dedim, neyi tanımıyordu, neyi düşünmem gerekiyordu? Algılayamıyordum. Başımı ellerimin arasına alıp zonklamayı durdurmaya çalıştım. Başım dönüyor mu, yoksa zonklamanın etkisi mi bilemiyordum. çirkin gülüşüyle başını biraz sağa yaslayarak beni, yukarıdan aşağı süzdü. Gözünün değdiği yerleri kesip atmak ister gibi soğudum bedenimden. Senin gibi zeki bir kadın nasıl olur da ayaklarıyla teslim olur. Neden sürekli zeki kadın sözünü vurguluyordu? Bana ne kadar aptal bir kadınsın mı demek istiyordu? Onu nasıl sevmiş olabileceğimi, geçen iki yılda ne değiştiğini, nasıl tanıştığımızı düşündüm. Eskitilmiş hardal sarısı halımın detaylarına dalıp gittim. O günde tıpkı  Forks’taki akşam gibi yağmurlu bir gündü. Ar-ge müdürü olduğum şirketime gitmek için arabamı çalıştıramamıştım. Kırk dakika sonra toplantım başlayacaktı. Acilen bir taksiye binip gitmem gerekiyordu. Elimde, tüm gece çalışmış olduğum dosyalar ve şemsiyem vardı. Pembe rengi çok seviyor oluşumdan Samantha bana ucunda beyaz fırfırlı, lavender pembesi bir şemsiye hediye etmişti. Çoğu eşyamı Seattle'da bıraksam da bunu, New york'a kadar getirmiştim. Yağmurun şiddeti ile otobüs ve metro kullanmayı tercih etmeyenlerden dolayı taksiler hep doluydu. Beşinci caddenin ışıklarında bekleyen taksiyi uzaktan gördüm ve koşar adım taksiye doğru gittim. Bu kadar pahalı bir cadde de değilde, başka nerede yoğun olabilecekti ki  diye söylenerek kapıyı açtım. Taksiye binerken, takım elbiseli biri daha bindi. Geniş omuzları ve üçgen vücudu gömleğinin düğmelerini zorluyordu adeta, bakakalmıştım. belki de o anda bana bir şey söyledi ama duymadım. Hanımefendi sorun olacaksa inebilirim dedi. Toparla kendini Cassandra dedim, bir sorunun olmadığını söylerken kekelediğim için utandım.  Bana bakarak gideceği yeri  söyledi.  Ben de onu onaylar gibi evet aynı yöne lütfen dedim. Yol boyu bir şey sormaması için dua ediyordum. Neyse ki elindeki kağıtları incelemeye dalınca rahat bir nefes aldım. Başını kağıtlardan kaldırınca beni bir ateş  basıyordu. Taksiciye müsait bir yerde inebilir miyim dedim. Etrafa baktı, hemen toparlandı cüzdanımı çıkarırken ikimizin ücretinden daha fazla para vererek üstü kalsın dedi. Bende cüzdanımdan para çıkarttım. Taksici almadı. Teşekkür ederim ama bu tür şeylerden hiç hoşlanmam dedim. Bunun için özür dilerim beni daha çok ıslanmaktan kurtardınız ve arabanıza aldınız küçük bir teşekkürdü. Cümlelerinin akışı ve yüzündeki tebessüm onu hep dinlemek istediğimi düşündürdü. Gülüşünün yarattığı etkiyi Amanda ile kutu kutu yediğimiz çikolata da bile hissetmemiştim. Teşekkür edip yanından uzaklaşırken seslenip, pardon bakar mısınız dedi. Sesiyle yine sendeledim, umarım düşmeden yanından ayrılırım derken, gideceği şirketin adresini sorarak buraya gitmem gerekiyor, on dakika sonra bir toplantı da olmam gerek dedi, afallamıştım. Benimle geliniz lütfen, aynı yöne yürümeye başladık. Siz nereye gidiyorsunuz? Şirketimin ismini söyleyince şaşırmıştı. Oysa ben bu şaşkınlığı iki dakikadır yaşıyordum. İsminiz nedir? Cassandra, peki sizin isminiz? Artur, memnun oldum. Sadece ufak bir tebessüm ettim. O anları hatırlarken, film şeridi gibi olanları sanki bir dakikada yaşıyordum. Tanışmamız böyle gerçekleşti. Birlikte toplantıya girdik. Sonra Artur yine geleceğini söyleyerek bana veda edip gitmişti. İlerleyen zamanlarda şirkete daha çok gelir gider oldu. Kısa zamanda arkadaş, İki dost olmuştuk ama hissedilen duygular çok farklıydı. İlk karşılaşmada hissettiğimiz beğeni duygusunu geçen zaman ilmek ilmek örüyordu. Birlikte yediğimiz yemekler, bol kahkahalı anlar, ortak yaptığımız şeylerden aldığımız tat ikimizi de şaşırtıyordu. Bir sabah uyurken, kıvrak vücudun nasılda durgunlaşmış Cassandra deyince uyandım. Onu izliyordum. Elini vücudumda gezdirerek, gülüşün ile odada güneş açtırıyorsun dedi. Bu onu  mutlu ediyordu. Bana şirkete gidip gitmeyeceğimi sordu. Gitmek istemediğini söyledim. Belki evde kalır, çalışırım. İşe gitmişti. Kahvemi içerek pencereden bakarken şehrin kalabalığının gözle takip edilemeyecek kadar yoğun olduğunu gördüm. İpadi'mi almak için odaya gittim. Bilgisayarı alıp dönecekken masanın örtüsünün çekmeceye kısmış olduğunu gördüm. Düzeltmek için çekmeceyi açtım. Masa örtüsünün tozlanmış olduğunu görünce, balkona silkelemeye çıktım. Geldiğimde örtüyü serip çekmeceyi kapatacakken, çekmece de siyah beyaz birkaç fotoğrafın ucunu gördüm. Elimi uzattım ve aldım ama fotoğraftakileri Artur’a benzetemedim. Kim olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Özel hayatı konusunda konuşmayı sevmezdi. Karıştırmaya devam ettim. Bu sefer ki fotoğrafta bir gelin ve damat vardı. Fotoğrafa bakıp o dönemlerde yaşamış olmanın nasıl bir duygu olabileceğini düşündüm. Retro havası var gibi duruyordu. Retro modasına annem çok kızardı. Ona rağmen üniversiteye çoğu zaman babaannemin eteklerini giyer giderdim. Fotoğrafları yerine koyarken elime bir defter değdi. Bu boz renkli, yılan derisinden kaplama bir defterdi. Sayfalarını açmaya başladım. İlk sayfada 5 Temmuz 2011 Kerry Davis, Ar-ge(araştırma geliştirme) sorumlusu, yaş 29 kendi halinde yaşıyor, bira içmeyi seviyor diye yazılıydı. Kerry bende hiçbir çağrışım yapmıyordu. Bir anlığına bir şeyler hatırlamayı istedim ama hatırlayamadım. Bir sayfa daha çevirdim. Şubat 2013 diye başlıyordu. Desire Green, eloktronik şirketi üretim şefi, yaş 30, alkol kullanmıyor, et yemeklerine düşkün yazıyordu. Sayfayı çevirdim. 2015 yılının yazdığı bir tarih vardı. 5 ekim Angela Jones, yaş 28, uzun boylu ela gözlü, şirketin Ar-ge(araştırma geliştirme)sorumlusu, alkol kullanmıyor, entelektüel bir kadın. Sayfanın altında da ev adresi ve telefon numarası yazıyordu. Sayfayı çevirdi. Defterde, Cassandra Anderson mu nasıl yani bu ben miyim? yaş 27 şirketin Ar-ge müdürü, okudukça anlam veremiyordum. Gözlerime inanamıyordum. Genellikle yalnız vakit geçirmekten ve fresh kokulardan hoşlanır mı ? Beni kim tanıyordu ? Fit bir vücuda sahip, güzel bir kadın diye not düşülmüştü. Şaşkınlığım gizlenemeyecek derecede ortadaydı. Nefes alış verişlerim değiştiği anda kapı çaldı. Gelen Artur olabilir miydi? Şimdi ne yapacaktım? Önce defteri, ardından fotoğrafları koydum. Herhangi bir karıştırma izi bırakmak istemiyordum. Kapıya kadar sakinleşmiş olmam gerekiyordu. Nefesim henüz normale dönmemişti. Saçlarımı, elim ile bastıra bastıra alnımdan geriye doğru sıvazladım. Alnım terlemişti. Terlerimi, üzerimdeki haki yeşili kazağa sürüyor, tekrar saçlarımı sıvazlıyordum. Yavaş adımlar ile kapıya yaklaştım. Kapı gözleyiciden bakınca, elinde takım elbiseli bir genç, sabırsızlanmış bir tavırla bekliyordu. Derin bir nefes alarak kapıyı açtım. Kuru temizleme, Artur Black dedi. Ben teslim alabilirim, teşekkürler  diyerek  genci gönderdim. Şimdi ne yapacaktım? Düşünerek tekrar çalışma masasına gittim. Defteri aldım. Kızların kim olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Rastgele bir sayfa çevirip karşıma ilk çıkan kişiyi aramak istiyordum. Kerry çıktı. Numarayı çevirdim. Bir kadın telefona cevap verdi. Merhaba Kerry ile mi görüşüyorum? Telefondaki kadın ne cevap vereceğini şaşırmış olmalı ki, bir anlığına ortalığı derin bir sessizlik kapladı. Aklıma türlü şeyler geliyordu. Telefonu açan kişinin Kerry olmadığını düşündüm. Tekrar, orda mısınız? Kadın, ben Kerry’nin annesi deyince, Kerry ile görüşmem mümkün mü acaba? Kadın mümkün olmadığını, 6 yıl önce Kerry’nin öldürüldüğünü söyledi. Sanki nefesim boğazıma kaçmıştı. Ne diyeceğimi bilemedim, okuldan arkadaşı olduğumu, uzun süreden beri haber alamadığımı, bu yüzden aradığımı ve üzgün olduğumu belirterek telefonu kapattım. Rastgele bir sayfa daha çevirmiştim. Sırada bu sefer Angela denk geldi. Aramak için telefon numarasını tuşlarken elim titriyordu. Telefondan eksik ya da fazla numara tuşladınız uyarısı aldım. Sakin olmaya çalışarak numaralara tekrar bastım. Telefona bu sefer bir erkek çıktı, ergenlik döneminden yeni çıkmış tiz ses tonuyla buyurun dedi. Angela’yı aradığımı görüşüp görüşemeyeceğimi sordum. Ablamı niçin aramıştınız deyince afalladım. Şey diyip kalmıştım. Sonra Kerry’nin annesine dediğim yalanı söyledim. Ablam 2 yıl önce öldürüldü. Beynimden vurulmuşa döndüm. Bu şekilde ajandadaki bütün kızları aramış, hiçbirinin hayatta olmadığını öğrenince derin bir korkuya kapılmıştım. Şimdi ne yapacaktım, sıradaki aday ben miydim? Bir şeyler düşünmem gerekiyordu, elimde telsiz telefonu sallayarak gezerken, önce numaralardan kurtulmam gerektiğini düşündüm. Tek tek aramış olduğum numaraları sildim. Saat epey ilerlemişti. Artur gelince nasıl davranacağımı bilmiyordum. Masanın çekmecesindeki kağıtları karıştırmaya devam ettim. Birçok büyük şirkete ait bilgiler vardı. Defteri açtım, şirket ve kızların bilgilerini eşleştirdim. Bizim şirket ve ismim boşta kalmıştı. Sıradaki kişi bendim. Çekmeceyi karıştırmaya devam ettim. Başka bir bilgiye, bir nota, kağıda ulaşamadım. Telefonun aranılan listesine baktım. Pek bir numara yoktu. Büyük bir ihtimalle Artur, bu tür işleri için bu telefonu kullanmıyordu. Gelen aramalarda büyük patron adıyla kayıtlı bir numaraya rastladım. Numarayı bir yere yazdım. Bilinmeyen numaralardan sorgulattım ve Brandan Hamilton yazıyordu. Ben bu ismi nerden hatırlıyordum? Koşar adım salona gidip İpadi'mi açtım. Araştırmaya başladım, bir kaç isim gördüm ve bunları büyük patronlukla eşleştiremedim. Sonraki sayfada büyük bir teknoloji şirketinin kurucu isimlerinin arasında gördüm ve bağlantı kurmaya çalıştım. Ar-ge müdürü olduğum şirkette arada bir ismi geçiyordu. Nasıl oluyor da bu kadar güncel ve geleceği öngörebiliyorlar diye konuşmalara tanık olmuştum. Artur’dan hiç böyle isim duymamış, şirkete dair konuşmalarına hiç tanık olmamıştım. Kızları düşündüm, şirketin önemli departmanlarında bulunan kişilerdi. Bende bu iş için biçilmiş kaftandım. Şirkete dair en güncel bilgiler elimden geçiyordu. Artur, bu şirket için çalışıp lider olan elektronik şirketlerinin, geleceğe dair planlanan bilgilerini mi topluyordu? Beni bilgileri alıp mı öldürecekti? Şirketle ilgili konuşmalarımızı  hatırlamaya çalıştım. Bazı bilgileri versem de gizli olarak yürütülen projeye dahil bilgileri henüz vermemiştim. Dokunduğum her şeyi şüphe çekmemek için olduğu gibi bırakmaya çalışıyordum. Aniden kapı açıldı, eve gelmişti. Beni evde görünce şaşırmış olmalı ki, işe gitmedin mi dedi? Gitmek istemedim. Konuyu değiştirmek için bu arada kuru temizlemeden takım elbiseni getirdiler. Aaa öyle mi, o zaman yemeğe çıkmak için her şey tamam, hadi hazırlan. Afallamıştım, ne cevap vereceğimi düşündüm. Tamam ama nereden çıktı bu yemek? Sürpriz  yapmak istedim. Birazdan hazır olurum diyerek odaya gittim. Kadife elbisemi giyerken nasıl davranacağımı düşündüm? Geceye yakışır nar çiçeği renkteki rujumu sürüp, fresh kokulu parfümümü sıkarken aklıma defterde yazan fresh kokulardan hoşlanır yazısı geldi, yine ürperip elimdeki parfüm şişesini düşürdüm. Gömleği yarı düğmeli yarı düğmesiz koşup gelen Artur iyi misin dedi? İyi miydim sahi? Ona bir sorun olmadığını söylerken eğilip beni öptü ve gitti. Tanrım beni nasıl öldürecek ki diye düşündüm. Aklım almıyordu. Dalınca Artur'un sesiyle kendime geldim. Hazır mısın hayatım? Evet diyerek odadan çıktım. Bana öyle hayranlıkla bakıyordu ki tıpkı, sana karşı koyamıyorum, seni nasıl yok edeyim der gibiydi. Gece boyu şirket hakkında birtakım soruları üstü kapalı bir biçimde sormuş, bende yanlış ve eksik bilgilerle hep geçiştirmiştim. Eve geldiğimizde, İpadi'mi istedi, uzattım. Ulaşamadığı bilgilere buradan ulaşmaya çalışacak sanırım deyip yattım. İhaleye sadece birkaç gün kalmıştı. Sabah işe Ondan önce gittim. Arşiv kayıtlarına baktım. Şirketimizin 2015 yılında  girmiş olduğu  ihaleyi, Artur’un çalıştığı şirket kazanmıştı. Taşlar yerine oturmaya başladı.  Şirkette gün boyu ne yapabileceğimi düşündüm. Bilgisayarımdan ve bahsettiğim bilgilerle alınmış ihaleler önümde duruyordu. Hiçte şüphelenmemiştim. Asıl vurgun bu ihaleydi. Teklif rakamını şirketine vermeden önce benden kesin rakam alması gerekiyordu. Şirket geneli bir toplantı yapmış, Artur ve çalıştığı şirketi nasıl mağdur edeceklerinin görüşlerini almıştım. O gece bilerek erken yattım. İpad'e de sahte bir rapor  yükledim. Şirket beni riske atmamak için Seattle eyaletinde yer alan, şirketin yarı hissesine sahip olan dergiye editör olarak göndereceklerdi. Seattle üniversite yıllarımın geçtiği yerdi. Özlemiştim. Artur ihaleye gireceği raporu almıştı. İhale şirkete büyük bir rakam ile kalmıştı. Bunun için şirket zarar etmiş, ihaleyi alabilmek için ayırdığı payın 4 kat üstüne çıkmıştı. Artur, bu işten nasıl kurtulacaktı? Benim ile iş birliği yapmakla suçlanacaktı. İhale sonuçları şirkete bildirilmeden evdeki defteri alarak Seattle eyaletine  gitmek üzere yola koyuldum. Artur, beni bulmayı kafasına koymuştu. Seattle’da bir süre yaşayıp oradan Forks’a taşınmış, editörlüğe buradan devam ediyordum. Yaklaşık bir yıl kadar beni araştırmıştı. Ne bir ize ne de bir habere ulaşabiliyordu. Bunları şirketteki beni sorduğu kişilerden öğreniyordum. Evinde bir sabah kahvaltısını yaparken, internette editörün başarısı yazısı ile karşılaşmıştı. Kadın bendim, ama adımı Luis Foster olarak değiştirmiştim. Dergiyi araştırmıştı. Dergi, Seattle kaynaklı bir dergiydi. Seattle’a gitmiş, derginin yayınlandığı gazetede bana ait bir bilgiye rastlayamamıştı. Gazetede, geçen konuşmalara tanık olmuş yine düzenlemenin Luis’in elinden çıktığını, Forks’ta daha sakin daha iyi çalışıyor oluşumu duymuştu. Hemen forks’a gelmiş, kendine bir odalı apart kiralamıştı.
                                               - BÖLÜM 3 SONU –


                                                                       CEYDA GÜNAY

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜÇÜK HİKAYELER -1 KURBAĞALAR VE BAŞARI

CASSANDRA'NIN GERİYE BAKIŞI -BÖLÜM 1

CASSANDRA'NIN GERİYE BAKIŞI - BÖLÜM 4